15 Ocak 2011 0-6 Yaş Gaziantep
İlk defa gideceğiz 0-6′ya Gaziantep’de. Geçen sefer uykudaydı kuzular ziyaret edemedik. Müdür bey karşılıyor bizi. Demli bir çay ikram ediyor. Ne zaman ki hepimiz aynı giyinmişiz o vakit değişiyor bizlere bakışı. Bebekler için gönüllüleri alıp gidiyor. Küçükler diye hepimiz oraya gitmiyoruz sonra 2 gruba ayrılıp kuzular ile faaliyet yapacağız.
Oysa ki onlardan oyunlar öğreniyoruz yeni yeni. Dolduruyoruz ceplerimizi.
Oyunun ilk anlarında beni dışarı çağırıyor bir çalışan. Diyor ki karşı grupda bir çocuğum var. Gelmiyor. Siz ikna eder misiniz acaba.
Hala safım ben ne güzel. Gidiyorum ne ile karşılaşacağımı bilmeden. Onu alıp gruba döneceğim. Kaldığım yerden oyuna devam edeceğim. Ne büyük bir beklenti oysa.
Küçük bir adam duruyor karşı grupda. Canı sıkkın belli. Tanışıyoruz önce. Sonra ben kendimi anlatıyorum o dinliyor, sonra o kendini anlatıyor;
“ben yeni geldim buraya. annem getirdi. ama beni görmeye geliyo, benim annem var.”
Adı Barış. 6 yaşında. Kirpikleri öyle gür ki ağır ağır açılıyor göz kapakları ve o kapakların ardında bir dolu soru ile yoğrulmuş kocaman iri iki kurşun var. Vuruluyorum oracık da. Ne çıkar ki diğer gruba geçmez ise diyerak orada sohpete devam ediyoruz.
Oysa öğreniyorum ki oradan ayrılmamış geldiğinden beri. Ne yemekhane, ne oyun odası. Ona demiş ki annesi;”buradan bir yere ayrılma , seni kaçırırlar, seni döverler” . Neresi bahsi geçen yer “burası” .
Bazen el kadar çocuklara “adam gibi davran “derler ben bile bilmem adam olmayı o çocuklar ne anlar o adam olmaktan hep merak etmişimdir. Barış buna cevap gibi yapıştı suratıma. İşte bunu anlıyor çocuk. Buradan ayrılma diyorsun, ayrılmıyor. Ne yemek, ne içmek, ne oyun.
Bildiğim, bu zaman kadar öğrendiğim ona ilaç olucak tüm cümlelerimi kullanıyorum. Topu topu 1 saatim var yok orada ya ondan sebep telaşım. Bu küçük dev adam sözler veriyor kandırıyor beni. At oluyorum sırtımda düşüyorum diye tam da gelmişken kaçıyor diğer grubun kağısından. Sonra çok gürültü var dye kaçıyor sonra da sen tek git ben gelmiycem diyerek yolluyor beni.
Küsüyorum bende ona. O ne dediyse yaptım şimdi sıra onda. 6-7 dakika geçmeden koşar adım geliyor kuzu. “hadi ne alacaksak bu grupdan al da gidelim, annem çok kızar bana ”
Doğru kelimeleri ardı ardına sıralayarak anlatıyorum Barış’a. Susadım diye yemekhaneye götürüyo beni kendi girmeden. İç gel diyor bekliyor kapıda. Oyun odasına giriyoruz içi eriyor ama hadi diyor çıkalım annem gelirse beni bulamaz.
Müdür beyin dasında haritadan bakıyoruz Antep neresi , İstanbul neresi. Uzakmış. Beğenmiyor haftaya pazar gelemeyeceğim. Ama küsmüyor. Gelince görüşürüz diyor , ve öğreniyor “burada” aslında o binanın tamamı. Artık oyun vaktinde o da diğer çocuklar gibi odaya gidebilicek. Ve yemeğini yemekhane de yiyecek. Öğle uykusuna yatmıyor kuzu belki o da zamanla olucak.
Kocaman sarılıyor bana. Veda etmiyor , gene gel demiyor. Sadece yanağıma kocaman bir öpücük konduruyor. El sallıyor sonra. Diğer çocuklar, anneler şaşkın. Müdür bey Barış’ı bana anlatma telaşında. Sonra o da vazgeçiyor bu alınyazısı uyuma saygıyla susuyor.
Arkadaşlarım ceplerinde bir dolu oyun ile ayrıldı o kurumdan. Bense başladığım günkü duyguma geri döndüm,yollar da olmaktan bıkmadan


